5 Ağustos 2012 Pazar

AKBİLLE DÜNYA TURU


O sabah kahvaltımı yapmış ve tv’nin başında flash tv’yi izleyerek günün öne çıkan haberlerini takip ediyordum. Derken bir son dakika haberi yayına girdi : “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Kurmayları uzun zamandır üzerinde çalıştıkları ve sır gibi sakladıkları çok önemli bir projenin hayata geçirildiğinin duyurusunu yapıyorlardı. Buna göre Büyükşehir Belediyesi dünyanın farklı ülkelerinden ünlü bir çok şehir belediyesi ile protokol imzalamıştı ve artık İstanbullu vatandaş Akbili ile birçok şehirde sınırsızca seyahat edebilecekti. Başkan Topbaş açıklamasında;” Artık istanbullu aylık akbili haricinde başka hiçbir masraf ve ihtiyaç olmadan İstanbuldan başlayarak dünya turu yapabilecek.” diyordu.
Bu gelişmeler üzerine hemen o günkü malzeme lab’ıma katılmak üzere okula gittim. Okulda Emir, Ozan ve Başar’ı durumdan haberdar ettim. Bizim çocuklar  başta inanmak istemediler, nerden duydun oğlum dediler? Ben de Flash Tv’nin sabah haber bülteninde izlediğimi söyleyince inanmadılar.Hepsine akbillerinin yanında olup olmadığını sordum, hepsi onayladılar. Hemen  sorgu suale meydan bırakmadan Davutpaşa ringe bindirdim. Hepsi birbirine bakıyor, yaptıklarına anlam veremiyorlardı. Çapa’da indik ve cadde üzerindeki BİM’e girdik. “Beyler herkes bir sepet alsın elinize bir haftalık erzağınızı alın, Bulgaristan’dan sonra BİM’i bulamayacaksınız kasa işini bana bırakın” dedim.Kasaya vardığımızda yalandan ellerini cüzdanlarına götürdüler. Ama o cüzdanlar bir türlü yerinden çıkmayınca, “Fotoğraf makinası için biraz para ayırdıydım ama neyse başka zamana kısmetmiş” diyerek parayla hesabı ödedim. Emir de lafımın üzerine ; “Dıydım mı?” dedi ve akabinde “benim telefonun 3 MP kamerası var sıkıntı olmaz kanka” dedi. Çantalarımızı bir aylık ihtiyacımızı karşılayacak şekilde Centro gofret, Jucy meyve suyu ağırlıklı olarak doldurduk. Emir ise tercihini Aknaz peynir,Dost süt ve Buono çikolatadan yana kullanmıştı. Kasada bir an tereddüt edip Buono çikolatayı Simbat kuruyemişle değiştirdi. Tam ödemeyi yaparken “beyler en önemli şeyi unutuyorduk hepimiz onar tl’lik Bimcell kontör yükleyeceğiz.” Dedim.  Ozan; “Oğlum 10 TL 1 ay yurtdışına nasıl yeter” diye çıkıştı. Bu arada ben de kasiyer’e “Hocam bu bimcell nasıl, yurtdışındaki operatörleri destekliyor mu?” siye sorunca, “Laf aramızda Bağcılar’dan öte pek güvenmeyin derim” dedi. Biz yine de yapcak bişey yok deyip hatlarımıza bimcell kontorlerini yüklettik. BİM’den çıkışta Çapa’dan Sirkeci tramvayına bindik.
Ozan, Sirkeci Tren Garı’nın önüne geldiğimizde; “Yav Emir, şu sıralar profil resmi sıkıntısı çekiyorum, şu garın önünde bi  resmimi çeksene” diye rica etti. Emir telefonuyla Ozanın resmini çekerken Ozan da uzaklara boş boş ve anlamsız bakarmış gibi yaparak poza girdi. Emir “Tamamdır Ozan çektim.” Diyince Ozan da “Buna bi de siyah beyaz efekt yaptım mı facebook’ta en  az beş beğeni üç yorum gelir.” Dedi. Başar da bu arada “Beyler çabuk, aktarma süresi dolmak üzere, hareket ekranına göre Bulgaristan Treninin de kalkmasına 3 dk kalmış.” dedi.Aktarma süresinin dolmasına saniyeler kala kendimizi trene attık. Herkesten 40 kuruş çekti Ozan’dan 1 lira çekti, Ozan profil resmi çektirmenin faturasını ağır ödemişti. Bu moral bozukluğu yol boyunca Ozan’ın suratından eksilmeyecekti.
Artık dünya turumuza resmen başlamıştık. Başar; “Arkadaşlar yolumuz uzun isterseniz biraz kestirelim” deyip, uyku moduna geçti. Ben de bu arada Danimarka’da doktora yapmakta olan Hakan Tol abimi cepten aradım, bir iki çalıştan sonra Hakan abi cebini açtı:
”Hakan abi, merhaba abi ben Yusuf, abi Danimarkada mısın?”dedim ,
Hakan Abi; “Evet Yusufum buyur.” .derken bizim 10 TL’lik Bimcell kontörü bitiverdi. Çaktırmadan Emir’in cepi alıp tekrar aradım Hakan Abimi.
“ Hakan abi kontorüm az kısa kesicem Danimarka’ya geliyorum, yoldayım.”dedim
Hakan Abi: - Oo buyur gel Yusufum, başımın üstünde yerin var.” Dedi.
Ben de” Hakan abi, yalnız yanımda 3 arkadaş daha var, birkaç gün senin odaya sıkışsak sıkıntı olmaz değil mi abi?” diyince,
Hakan Abi: - Sesin az geliyor Yusuf’um” diyip telefonu meşgule aldı. Bi daha aradığımda ise kapatmıştı. Yolculuğun ilerleyen bölümlerinde canımız iyiden iyiye sıkılmıştı. Emir çok fonksiyonlu telefonundan müzik dinlemeye başladı. Emir’e :” Kopmalık parçalar var mı?” diye sordum . Emir :” Buyur abi sen dinle biraz.” Dedi. Emir’in playlistinde İbrahim Erkal’dan Haggard’a kadar geniş çapta dinleyiciye hitap eden bir içerik vardı. Emir kendini açıklama yapmak zorunda hissederek : “İbrahim Erkal ilk çıktığında iyiydi , sonradan bozdu abi. “dedi. Bir 5 10 dk sonrasında herkes uykuya dalmıştı. Uyandığımızda Tren Bulgaristan sınırına varmıştı. Başar ceplerini yokladı ve “Akbilim yok , akbilimi çalmışlar.” Diye bağırmaya başladı.
Başar kendinden geçmişti hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Emir sinirleri yatışsın diye iki tokat attı. Emir’in gayet iyi niyetli olarak attığı bu tokatlar pahalıya patlayacaktı. Başar daracık tren kabininde uçan tekme attı ve akabinde Emir’in üzerine yürüdü. Ozan’a “Ayırsana oğlum.”dedim. Ozan : “Dur lan biraz kavga seyredelim.” Dedi.  Baktım kimsenin ayırmaya niyeti yok  hemen imdat frenini çektim. Makinist derhal olay mahaline geldi, Emir ve Başar’ı ayırdı. “Ayıp değil mi aynı mahallenin çocuklarısınız, öpüşün barışın. “ dedi. Emir ile Başar’a Buono çikolatalardan uzattım , “Yiyin siniriniz yatışsın.”dedim. Sus pus bir vaziyette yarım saatlik bir yolculuğun ardından Yunanistan’a vardık. Emir Ozan Başar ve ben bir araya gelip yolculuğun geri kalan kısmında Başar’ın akbilsiz nasıl seyahat edeceği konusunda fikir yürüttük. Başar “Biri benim yerime bassın oğlum.”dedi. Bunun üzerine akbillerin aylık olduğunu içinde fazla para olmadığından bahsettik.  Başar “ Ben lavaboya kadar gideceğim.” Dedi ve aramızdan ayrıldı . Emir : “ Bir çaresini buluruz bir git gel bakalım da.”dedi. 30 40 saniye düşündükten sonra Başar’ı bırakıp İtalya’ya doğru feribotla yola koyulduk.  Kamaraya geçip eşyalarımızı yerleştirdik. Ozan YTÜ’deyken yatçılık kulübünde olduğu için feribot gemi gibi şeylere çok meraklıydı. Bize “ Gelin oğlum kaptan kabinine bakalım” dedi. Ozan’ın peşine takılıp  kaptan kabinine geçtik. Ozan :”Kaptan kaç basıyor bu?” dedi. O an Ozan’ın yatçılık kulübü ile hiçbir alakasının olmadığını anladım. Bana dönerek :”Yusuf Ben dümeni tutup sürüyormuş gibi yapayım resmimi çek.”dedi. Ozan’ın resmini çektik en başta çok dandik gibi çıktı ama sonrasında instagramla bikaç efekt ekleyince güzel gibi oldu.  Kabinden çıkıp hava almak üzere dışarı çıktık. İtalyan bir turist bana ingilizce saati sordu. Ozan “Dur abi benim ÜDS iyi gelmişti ben cevaplıyım “ diye atıldı. Ozan eliyle bir hareketler yapip turisti yolladı. Ardından konuyu dağıtmak için “Başar napıyor lan acaba ?” dedi. Emir “ Yürümeye başladıysa Kapıkuleye varmıştır.” Dedi.  Hemen Emir’in Bimcell hattından Başar’ı aradık. Başar Sofya’da dökümhane bulduğundan  orada mühendis olarak çalıştığından bahsetti. Emir "Fazla yazmasın abi kapat." dedi."İyi Başar dönerken uğrarız bir kapımız olmuş oldu Bulgaristan'da da" dedim. Başar telefonu meşgule aldı. Tam o sırada terörist bir grup ellerinde silahlarla ve kar maskeleriyle havaya doğru ateş açıp Kaptan Köşkünü ele geçirdi. Olaydan heberi olmayan Emir "Gördün mü abi bitirmişin işte kontörleri." dedi.

DEVAM EDECEK...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Pepsi Reklam Saçmalığı

Halil İbrahim Sofrası temalı Pepsi reklamını birçoğunuz görmüştür. 2 senedir bu pepsi reklamlarında bir nokta  hep dikkat çekiyor.
Ramazan sofraları hep öğlenin ortasında kuruluyor. 
Güneş batmadan top patlıyor. Oruçlar açılıyor.
Boyle bi yer varsa bi zahmet söylesinler de bizde boşu boşuna akşama kadar beklemeyelim.
'-Ulan şelaleden 2.5 luk kola yağıyor saçmalığın daniskası varken buna mı taktın' da derseniz bişey demem saygı duyarım.

Bu ülkeden parasını kazanıp bu ülkenin kültürüne uzak reklamcılara gelsin:  OTUR! SIFIR !



Pepsi  Saçmalığı Vol 1    YIL 2012








Pepsi saçmalığı  Vol 2 YIL 2011


18 Temmuz 2012 Çarşamba

Havaalanı Hadisesi

...Her yıl yaz tatili için gittiğim kıbrıs adasından dönerken, hava alanı pasaport kuyruğunda tanıdık bir sima ile sıra beklemenin verdiği heyecanla gözlerimi dört açmıştım. Bu saçı başı karışmış telefonda angry birds oynayan Lostun Sawyer'ı Josh Holloway dan başkası değildi. Pasaport işlemlerini tamamladıktan sonra bavul sırasında beklerken yanına gittim. Sinirli sinirli oyuna dalmış, ben de muhabbet açmak için seslendim. Garip garip baktı, derdini anlattı. Meğerse geçemediği bir bölüm varmış, o yüzden gerilmiş. Aldım telefonu elinden kıvrak parmak hareketleri ve yüksek fizik dersinden kalmışı biri olarak bölümü geçtim. Çok mutlu oldu Sawyer. O arada da Losta ki Kate'in rehberde numarasına baktım ama bulamadım. Sordum "Kate'in numarası sen de yokmu, hoş kız abi yani olmalı sende". Yarım ağızla "geçen de istedim de vermedi. Hem çıktığı varmış" dedi. "Olmadı" dedim,  "bu arada sen niye bu adaya geldin abi bıkmadın adalardan  mı yahu?".Dedi ki "burada kasino var, diziden aldığım paraları burda harcıyorum.

Dedim ki: "sen burda çok hatun tavlarsın hacı, karizma adamsın." Bana yarı gülümsemeyle baktı ve dediki "bak sana yeni hatunlarla tanışma konusunda tavsiye vereyim, otostop çekerek çok kişiyle tanışıyorsun hatta misal girne den gelen otostopçu köşesi en iyisi." dedi. Bavullarımızı beklemeye ilgili perona gittik. Aletin ağzına pusu kurmuş havaya atılan bavulları heyecanla izliyorduk. Bir kaç yalnış bavul alma girişiminden sonra Sawyer ile vedalaşmak üzere yanına gittiğimizde, "abi bavulum kaybolmuş siz beni merkeze atarmısınız?" diye bir soruyla karşılaştık. Yanımda duran arkadaşım Yusuf'a kaş göz hareketiyle "Gelsin mi?" diye sorunca "gelsin abi nolucak zaten şurdan şurası yakın hem laflamış oluruz." dedi. Taksi yerine otobüsü uygun gördük çünkü artık AKBİL evrenselleştirilimişti ve kıbrıst'ada geçiyordu.

Hep beraber KIBHAS otobüsüne binip merkeze doğru yola koyulduk. Sawyer da etrafa bakarak "abi Lost halt etmiş, baksana her yer çöl burda yaşanır mı gerçek lost burası" diye yorum yaptı. Yusufta aynı şekilde Sawyer'a onay verdi. Otobüsün radyosunda kıbrıs ezgileri çalarken Terminale varmıştık.

(Devamı gelecek....)